Göz

on 24 Ocak 2011 Pazartesi
sulanması gereken kaktüsüm
sulanmamış
ama halsiz değil

yürüyorum
yürüyorum yarı kuru toprağın tam üzerinde

bastığımı bir bataklığa
farketmeden
yürüyorum

içine çekiyor bataklık beni
ve uzuyor kaktüsün dikenleri

dikene tutunuyorum
tutunuyorum

tutunuyorum dikenin üstündeki göze

göze ne diken gerek
ne kuvvet
ne güzellik

ki o göz kusursuz
ki o göz gökkuşağı
ki o göz rengarenk

ki o göz
içinde

Çelişki

on 23 Ocak 2011 Pazar
yazı tura mı atsam
balon mu patlatsam
çözemedim

konu hakkında
yazılar yazdım
silemedim

kura mı çeksem
o piti piti mi yapsam
portakal soyup başıma mı koysam
bilemedim

ya şunda ya bunda mı desem
helvacının kızında mıdır

göremedim

Hint

hint

yine tutturmuş garip şarkısını
kürdandan ince boynu
sallanaraktan

kaşıklayaraktan önündeki pirinçli çorbayı
ve yine o kürdandan ince boynundan
geçerken çorba

bir şarkı söyleyesi geliyor
söyleyemiyor

ölüme yakın olduğunu biliyor
bir astım kriziyle ölüyor

ve kutusundaki yılan
sadece kıvırtıyor

Klasik Gitar

on 18 Ocak 2011 Salı
klasik gitar
ve terliklerim

sevdiklerim
sevdiğimi bildiklerim
bildiklerimi sevemediklerim

bakın
klasik gitarım
bu benim

kağıt farzedercesine
yırtalım
bükelim

üstüne mum bile dikelim

bükmeye bileğiniz varsa
yırtmaya gücünüz varsa
konserime beklerim

bir bok çalamam ama

bu şarkı size gelsin
pet shop boys dan
its a sin

Kenevir

on 16 Ocak 2011 Pazar
bir bardak adaçayı
belki iyi gelir

bir seyyar geçiyor
belki bedava
simit verir

yağmur başlamış
evde sızmak
işime gelir

ben seni bilemem
sen beni bilemezsin

ama

seni senden
beni benden
iyi bilir

kenevir

Mazoşist

on 12 Ocak 2011 Çarşamba
süprizlere uğramak
uyurken çimdiklenmek
ve bir kaktüse elimi batırmak kadar

garip düşüncelerim
var benim

beni böyle kabul edin

bunaltıdan bir şeyler çizerim
belki de sadece kendime zarar veririm
hoşgörün azizim

azizim dediysek
bilmem ben kimim
belki aziz nesin'im

nereden bilebilirim

aklım fikrim
dibimdeki kaktüsümün dikenlerinde

sanırım mazoşistim

Sandık

on 11 Ocak 2011 Salı
sandığım

benim o herşeyden saf
herşeyden karanlık
sandığım

gençlik serumum
evim sandığım
sandığım

hakkında cinas yaptım diye
kendimle gururlandığım
sandığım

dostum aşkım oksijenim sandığım

herşeyi iyi sanıyordum
sandığım öyle değilmiş sevgili sandığım

ve şimdi içinden çıkmalıyım
karanlığından sıkıldım
yeniden doğmalıyım

güle güle
herşeyden karanlık
herşeyden pürüzsüz sandığım
sandığım

Çınar

dünyaya kök salmış çınar
işte sana bakıyorum

doğumun tatlıydı herşeyden
başkalarına göre

çocukluğunsa tozpembe
suyun ve toprağına göre

ve gençliğin
dallarının her bir yana sarktığı
yapraklarının daha yeşil
saçlarının daha sarı
olduğu gençliğin

hepsi pembe renkli
hepsi birbirinden güzel

ve işte ihtiyarlıyorsun sen de

boy aynasına en aynasına değil
duvardaki aynana bakıp
"hayat ne kadar da güzel"
diyorsun

dünyaya kök salmış çınar
işte sana bakıyorum

önceden öyle düşünmezdin
ne bu denli mutlu
ne de bu denli umutlu
olabileceğini hayatla

dalında büyüyen yapraklar kadar hafif
öten kuşlar kadar neşeli
ve gövden kadar dirençliymişsin aslında

kurumaya hevesin olmayacak
hayattan zevk aldıkça

benim gibi gökkuşağı değilse de ruhun
sevdiğin şeyler yağmurlar sa da bana ne
ben kendi yağmurlarımı hatırlıyorum

işte sana bakıyorum

Divinorum

bir elimde kalem
ayak dibimde buruşmuş kagıt
oturuyorum

bir bakıma kendimle çelişiyorum
anlamıyorum

ve o kalemi çekici buluyorum
çözemiyorum

salvia divinorum