Kot kaplı defter

on 28 Temmuz 2011 Perşembe
"Gece saat 4.5'u bulmuş.
Evet o kusursuzluk abidesi yine aklımda, bir kaç dakika önce ona iyi geceler diledim hatta.
Deftere bir şeyler yazmasam yarın yazarım diye düşündüğüm oldu. Ama duramadım, çünkü sabahleyin bu duygular geçmiş ve yerini baş ağrısı ve sabah kokusu alacak.
Ve darmadağın bir yatak.
Hava o kadar sıcak ki, buzluğa giresi geliyor insanın.
Şaka maka onu biraz daha özlemiş oldum bu gece sayesinde. Her gece özlüyorum, gittikçe aslında.
Günlere saat saymalar, ismini sürekli anmalar, kusursuzluğunu gözden geçirmeler...
Resmen aklımdan çıkmıyor.
Bunları deftere yazma amacım ne bilmiyorum. Belki bir gün okuyup duygulanırım.
Şimdi olduğu gibi.
Nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum ama beni mazoşist yaptı bu duygu.
Muhteşem, ele avuca sığmayan bir sevgi.
Gerçekten, onun gibisini görmedim.
Ve kimseye onun kadar değer vermemiştim, ve kimseyi onun kadar sevmemiştim sanırım.
Adnan Oktar'ın Süreyya'sına söyledikleri gibi şeyler değil bunlar.
Gördüğüm kuşkusuz en güzel kadın. Aynı zamanda en hoş sohbet ve en doğal kadın. Aynı zamanda da en sempatik ve sıcak kadın...
Bilmiyorum, ben nasıl bu kadar şanslı olabildim?
Mazoşist olacak kadar?"

Kot Kaplı Deftere yazılan ilk ve son yazıydı. (18/07/11)

Mesagge to an total angel

on 27 Temmuz 2011 Çarşamba
Merhaba.
Belki de bu kutunun içinde yüzük olduğunu düşünüyordun, ama kağıt ve notun da hoş olduğunu düşünüyordun. Ama kutunun içine not yazılı bir kağıt koydum, yüzükten önce göresin diye.
Gördüğün üzere bir şeyler yazılı olacak bu notta, duygu, bilhassa aşk ve sevgi dolu.
Zaten o yüzden yazılı.
Bir kere herşeyden önce yüzük kahveye eşdeğer. Sana ithaf ettiğim tonlarca şarkılara da. Hepsi seninle anlamlanıyor, yüzük tek başına bir halta benzemezken, seninle güzel görünecek.
Kağıdı da okuyup duygulanasın diye yazmadım. Çünkü yazmayı istiyordum zaten.
"Seni hep seviyordum zaten de, bu başka boyutta, hayatımın yarısını kaplıyor gibisin" demiştin bir zamanlar.
"Sanırım hepsini kaplıyorsun" diyorum ben de karşılık olarak.
Ne kadar dürüst olduğumu bilmem ama kesinlikle içtenliğimle söylüyorum bunu.

Son olarak, iyi seyirler, seni seviyorum.

Kusursuzluk

on 26 Temmuz 2011 Salı
birine sabah kahvesi ısmarlamadım hiç
ısmarlasam da bu kadar içten
ve sen kadar hoş olmazdı

kahve güzel evet
ve zarif
sen gibi

kahveyi sevme nedenim olabilirsin
her bardağı
ya da her fincanı
seni hatırlatır diye bağımlısıyım belki

belki de kafein sadece güzel yapıyor kahveyi

umrumda dahi değil
çünkü "ikisi" de güzel kılıyor seni

ayrıyeten kusursuzdur kahve
tıpkı senin gibi

bilmeni istediğim bir şey daha;
sana zilyon kez kusursuz derim
ve bundan hiç sıkılmam
tıpkı s.s. dediğim gibi

ve filtre kahve bu kadar mı güzel kokardı sen içmesen?
ve o kadar mükemmel görünür müydü,
...sana alınmasa

Saçmalamalar I

on 18 Mayıs 2011 Çarşamba
sen mi iticisindir
tanrı mı çekici
çekiciden kasıt kuvvetle çekmek

tanrı var mı ki
çekmeli miydi olsa bile
kanımca acımasızdı, vermezdi ekmek

durup dururken agresifleşti hayat
lakin ne çabuk geçiyor zaman

laflarına dikkat etmeli
ağır konuşuyor, incitiyor, acıtıyor

tek bildiği ise dayatmak

kötü bir ağzı var hayatın; bozuk
küfürler kafirler ise sonsuzluk adeta

yıldızlar o kadar parlak
ve o denli umutsuz
hepsi sarhoş ve mutsuz

zaman geriye alınır mı kum saatinde
yoksa kumlar mı geri gider

ya kırmak mı kurtuluş
bakınmak mı

Bir Aptalın Aşkı

baksa bana hemen şimdi
sadece baksa
bir şey söylemeden

gülümsese ve bitse ömrüm
kamaşsa gözlerim

bir şey söylemese, bir kelime dahi

durur zaman ve durur dünya

...ve dalgalanır başaktan sarı, ölümden siyah saçları...

Tamamlanmamış

bir şair
ilham almak için ne içse

bir kadeh şarap
yahut rakı belki

sarhoş olsa mı gelir ilham
ilham mı sarhoş yoksa
belki

ya mutsuz olsa mesela
siyah bulutlar, vesaire

tek ona yağsa yağmur
ve ona açsa bahar

...dil

on 29 Nisan 2011 Cuma
eskiden kuklalarım vardı
ve gülerlerdi hep

sürekli gülümserler
amma ve lakin çehreleri
genç idi

ne bir gözyaşı
ne bir ağırlık

artı vurdum duymazlık

ama canlı sanat eserleri var hayatta
ne bir heykel
ne de kukla

tuvalde
siyah bir mürekkep ve ince bir fırçayla çizilmişcesine yaratılmış
ve hiç bir bardak çay için
eksik bırakılmamış

kusursuz
ya da kusuru görülemeyen

lekesiz dil
dil

...dil

Konstantin

on 16 Nisan 2011 Cumartesi
tabii ki farklı bir havası var İstiklal'in
belli değil
kim kullanır paradoksu

sizce tarihini bilen tek şehir mi
konstantinopolis

saçına ak düşmüş polis
ve emeklilik hayali

mümkünse insan bul!

burjuva da gözükse
lakin biçare ve yoksul istanbul

allahından bul

Deli

aşk şiiri yazan deli
metamfetamin tiryakisi

hepimizden çok yaşamış
ya da
gezmiş

bazen de ezilmiş

hangisi daha çok bilir
gezen mi
gören mi

belki de yazarken
azgın bir atmışçasına coşan

tiryakiliği mi

Tosun

herkes bir şeyler olmak ister
ve bazen gelir doktorun teki
ister onu

ne
ne olmak istiyorsun dedim
ne dedirttim

neysen osun
osun

daha ötesi var mı

ben ise karga olmalı
ısırmalı

oksijen borularını kesercesine

öyle ölmeli kendi gibi
sonuçta neysen osun
osun

tosun

Bayan

cezbetmeli bir nebze de olsa
sümbülün kokusu

orkidenin süsü ve kenevirin büyüsü

aslında cezbeden
beni

bir bayanın gözleri

zaten çoğunu da etkilemez sözleri

hangi bayan ki beni bayan

ve nedir ki gözünü boyamış
bu denli kusursuz

peki ya hangi bayan

tavşan suratlı

bayan mı

ne

Göz

on 24 Ocak 2011 Pazartesi
sulanması gereken kaktüsüm
sulanmamış
ama halsiz değil

yürüyorum
yürüyorum yarı kuru toprağın tam üzerinde

bastığımı bir bataklığa
farketmeden
yürüyorum

içine çekiyor bataklık beni
ve uzuyor kaktüsün dikenleri

dikene tutunuyorum
tutunuyorum

tutunuyorum dikenin üstündeki göze

göze ne diken gerek
ne kuvvet
ne güzellik

ki o göz kusursuz
ki o göz gökkuşağı
ki o göz rengarenk

ki o göz
içinde

Çelişki

on 23 Ocak 2011 Pazar
yazı tura mı atsam
balon mu patlatsam
çözemedim

konu hakkında
yazılar yazdım
silemedim

kura mı çeksem
o piti piti mi yapsam
portakal soyup başıma mı koysam
bilemedim

ya şunda ya bunda mı desem
helvacının kızında mıdır

göremedim

Hint

hint

yine tutturmuş garip şarkısını
kürdandan ince boynu
sallanaraktan

kaşıklayaraktan önündeki pirinçli çorbayı
ve yine o kürdandan ince boynundan
geçerken çorba

bir şarkı söyleyesi geliyor
söyleyemiyor

ölüme yakın olduğunu biliyor
bir astım kriziyle ölüyor

ve kutusundaki yılan
sadece kıvırtıyor

Klasik Gitar

on 18 Ocak 2011 Salı
klasik gitar
ve terliklerim

sevdiklerim
sevdiğimi bildiklerim
bildiklerimi sevemediklerim

bakın
klasik gitarım
bu benim

kağıt farzedercesine
yırtalım
bükelim

üstüne mum bile dikelim

bükmeye bileğiniz varsa
yırtmaya gücünüz varsa
konserime beklerim

bir bok çalamam ama

bu şarkı size gelsin
pet shop boys dan
its a sin

Kenevir

on 16 Ocak 2011 Pazar
bir bardak adaçayı
belki iyi gelir

bir seyyar geçiyor
belki bedava
simit verir

yağmur başlamış
evde sızmak
işime gelir

ben seni bilemem
sen beni bilemezsin

ama

seni senden
beni benden
iyi bilir

kenevir

Mazoşist

on 12 Ocak 2011 Çarşamba
süprizlere uğramak
uyurken çimdiklenmek
ve bir kaktüse elimi batırmak kadar

garip düşüncelerim
var benim

beni böyle kabul edin

bunaltıdan bir şeyler çizerim
belki de sadece kendime zarar veririm
hoşgörün azizim

azizim dediysek
bilmem ben kimim
belki aziz nesin'im

nereden bilebilirim

aklım fikrim
dibimdeki kaktüsümün dikenlerinde

sanırım mazoşistim

Sandık

on 11 Ocak 2011 Salı
sandığım

benim o herşeyden saf
herşeyden karanlık
sandığım

gençlik serumum
evim sandığım
sandığım

hakkında cinas yaptım diye
kendimle gururlandığım
sandığım

dostum aşkım oksijenim sandığım

herşeyi iyi sanıyordum
sandığım öyle değilmiş sevgili sandığım

ve şimdi içinden çıkmalıyım
karanlığından sıkıldım
yeniden doğmalıyım

güle güle
herşeyden karanlık
herşeyden pürüzsüz sandığım
sandığım

Çınar

dünyaya kök salmış çınar
işte sana bakıyorum

doğumun tatlıydı herşeyden
başkalarına göre

çocukluğunsa tozpembe
suyun ve toprağına göre

ve gençliğin
dallarının her bir yana sarktığı
yapraklarının daha yeşil
saçlarının daha sarı
olduğu gençliğin

hepsi pembe renkli
hepsi birbirinden güzel

ve işte ihtiyarlıyorsun sen de

boy aynasına en aynasına değil
duvardaki aynana bakıp
"hayat ne kadar da güzel"
diyorsun

dünyaya kök salmış çınar
işte sana bakıyorum

önceden öyle düşünmezdin
ne bu denli mutlu
ne de bu denli umutlu
olabileceğini hayatla

dalında büyüyen yapraklar kadar hafif
öten kuşlar kadar neşeli
ve gövden kadar dirençliymişsin aslında

kurumaya hevesin olmayacak
hayattan zevk aldıkça

benim gibi gökkuşağı değilse de ruhun
sevdiğin şeyler yağmurlar sa da bana ne
ben kendi yağmurlarımı hatırlıyorum

işte sana bakıyorum

Divinorum

bir elimde kalem
ayak dibimde buruşmuş kagıt
oturuyorum

bir bakıma kendimle çelişiyorum
anlamıyorum

ve o kalemi çekici buluyorum
çözemiyorum

salvia divinorum